Alacağın temliki, Türk Borçlar Kanunu’nda “alacağın devri” olarak düzenlenen ve bir alacak hakkının mevcut alacaklı tarafından başka bir kişiye devredilmesini sağlayan hukuki işlemdir.
Temlik; özellikle icra dosyalarında, ticari alacaklarda, tazminat alacaklarında, banka ve finans işlemlerinde, şirketler arasındaki alacak devirlerinde ve taşınmaz satış vaadi/kat karşılığı inşaat ilişkilerinde önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
2026 yılında verilen Yargıtay kararları ise temlik alan kişinin hangi hakları kazanacağı ve hangi hakların açıkça temlik sözleşmesine dahil edilmesi gerektiği konusunda uygulama açısından önemli değerlendirmeler içermektedir.
- Alacağın Temliki Nedir?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesine göre, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını almaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Burada temel olarak değişen kişi alacaklıdır.
Örneğin;
A kişisinin B kişisinden 500.000 TL alacağı bulunmaktadır.
A, bu alacağını C kişisine temlik ederse;
- A → temlik eden,
- C → temlik alan,
- B → borçlu
konumunda olur.
Böylece alacağı talep etme hakkı A’dan C’ye geçer.
Kural olarak bu işlem için borçlunun ayrıca onayının alınması gerekmez. Ancak kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden kaynaklanan temlik engelleri bulunabileceği unutulmamalıdır.
- Temlik Sözleşmesi Yazılı Olmak Zorunda mı?
Evet.
TBK m. 184 uyarınca alacağın devrinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması gerekir.
Bu nedenle özellikle yüksek miktarlı ticari alacaklarda veya icra dosyalarına konu alacaklarda temlik sözleşmesinin kapsamının açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde hazırlanması büyük önem taşır.
Temlik sözleşmesinde mümkün olduğunca;
- Temlik edilen alacağın kaynağı,
- Dosya veya sözleşme bilgileri,
- Alacağın miktarı,
- Asıl alacak,
- Faiz,
- Fer’î haklar,
- Tazminat hakları,
- Dava ve takip hakları,
- Varsa munzam zarar talepleri
açıkça belirtilmelidir.
- Borçlunun Rızası Gerekir mi?
Kural olarak hayır.
TBK m. 183 kapsamında alacaklı, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadığı sürece borçlunun rızasını almadan alacağını üçüncü kişiye devredebilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır.
Borçlunun rızasının gerekmemesi, temlik işleminin her durumda sınırsız biçimde yapılabileceği anlamına gelmez.
Örneğin taraflar arasındaki sözleşmede geçerli bir temlik yasağı bulunması veya alacağın niteliğinin devre elverişli olmaması farklı hukuki sonuçlara yol açabilir.
- Borçluya Temlik Bildirilmezse Ne Olur?
Temlikin borçluya bildirilmesi uygulamada son derece önemlidir.
Çünkü borçlu, temlik kendisine bildirilmeden önce eski alacaklıya iyiniyetle ödeme yaparsa, bu ödeme nedeniyle borcundan kurtulabilir.
Bu nedenle temlik alan kişinin yalnızca temlik sözleşmesini düzenlemesi değil, borçluya yönelik bildirim ve ödeme sürecini de doğru yönetmesi gerekir.
Özellikle icra dosyalarında temlik belgesinin dosyaya sunulması ve alacaklı sıfatının buna göre güncellenmesi önem taşır.
- Temlik Alan Kişi İcra Takibi Yapabilir mi?
Bu konu 2026 yılında verilen önemli bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıyla yeniden gündeme gelmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.03.2026 tarihli, 2025/12-286 E., 2026/145 K. sayılı kararında, ilamda taraf olarak yer almayan ancak ilamda hükmedilen alacağı adi yazılı temlikname ile devralan kişinin, bu alacağa ilişkin ilamlı icra takibi başlatma ehliyeti değerlendirilmiştir.
Bu karar, özellikle mahkeme kararına bağlanmış bir alacağın daha sonra üçüncü kişiye temlik edilmesi halinde, temlik alan kişinin icra aşamasındaki konumu bakımından önem taşımaktadır.
Dolayısıyla yalnızca “alacağı devraldım” demek yerine, temlik sözleşmesinin kapsamı ve icra dosyasındaki hukuki konum ayrıca değerlendirilmelidir.
- Temlik Alan Kişi Her Hakkı Otomatik Olarak Kazanır mı?
Her durumda değil.
Temlikin kapsamının doğru belirlenmesi bu noktada büyük önem taşır.
Özellikle faiz, tazminat, munzam zarar ve diğer fer’î hakların temlik kapsamında bulunup bulunmadığı somut sözleşmenin içeriğine göre değerlendirilmelidir.
2026 tarihli önemli Yargıtay kararı
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 13.01.2026 tarihli, 2025/811 E., 2026/141 K. sayılı kararında, alacağın temliki halinde munzam zarar hakkının durumuna ilişkin önemli bir değerlendirme yapılmıştır.
Kararda, aksine açıkça kararlaştırılmadığı takdirde munzam zarar tazminat hakkının temlik edene ait olduğu ve alacağın devriyle kendiliğinden temlik alana geçmeyeceği yönünde değerlendirme yapılmıştır.
Bu nedenle temlik sözleşmesi hazırlanırken yalnızca “alacak devredilmiştir” şeklinde genel bir ifade kullanılması yerine, hangi hakların devredildiğinin açıkça yazılması uygulamada büyük önem taşımaktadır.
- Temlik Alan Borçluya Karşı Hangi Savunmalarla Karşılaşabilir?
Alacağın temliki borçlunun mevcut hukuki durumunu ortadan kaldırmaz.
TBK sisteminde borçlu, temlik edene karşı ileri sürebileceği bazı savunmaları belirli koşullarda temlik alana karşı da ileri sürebilir.
Bu nedenle temlik alan kişinin alacağı devralmadan önce;
- Alacağın gerçekten mevcut olup olmadığını,
- Alacağın muaccel olup olmadığını,
- Borçlunun ödeme yapıp yapmadığını,
- Takas veya mahsup iddialarının bulunup bulunmadığını,
- Zamanaşımı durumunu,
- Daha önce başka bir kişiye temlik yapılıp yapılmadığını,
- Devre ilişkin sözleşmesel bir engel bulunup bulunmadığını
incelemesi önemlidir.
- Taşınmaz İşlemlerinde Temlik
Temlik yalnızca para alacaklarında karşımıza çıkmaz.
Özellikle kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde, yüklenicinin arsa sahibinden olan ve kendisine düşecek bağımsız bölümün devrine ilişkin kişisel hakkını üçüncü kişiye temlik etmesi uygulamada önemli bir yere sahiptir.
Yargıtay uygulamasında, geçerli bir kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan bazı kişisel hakların üçüncü kişiye adi yazılı sözleşmeyle temlik edilebileceği kabul edilmektedir. Ancak temlik alan kişinin bağımsız bölüm veya tapu hakkını kazanabilmesi için yüklenicinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle taşınmaz bakımından “temlik sözleşmesi yaptım, artık tapuyu kesin olarak alırım” şeklinde bir değerlendirme yapmak doğru değildir.
- Temlik Sözleşmesi Hazırlanırken Nelere Dikkat Edilmeli?
Temlik sözleşmesinin kapsamı mümkün olduğunca açık belirlenmelidir.
Özellikle;
- Temlik edilen alacak açıkça tanımlanmalıdır.
- Alacağın hangi hukuki ilişkiden doğduğu belirtilmelidir.
- Asıl alacak ve faiz alacaklarının kapsamı yazılmalıdır.
- Dava ve icra dosyaları varsa dosya bilgileri belirtilmelidir.
- Fer’î hakların devredilip devredilmediği açıkça düzenlenmelidir.
- Munzam zarar gibi ayrıca talep edilebilecek hakların durumu açıkça belirtilmelidir.
- Temlik bedeli ve ödeme koşulları düzenlenmelidir.
- Borçluya bildirim ve bildirim yöntemi belirlenmelidir.
- Aynı alacağın daha önce başka bir kişiye devredilip devredilmediği araştırılmalıdır.
- Devralınan alacağın tahsil edilebilirliği ve mevcut hukuki riskler incelenmelidir.
Sonuç
Alacağın temliki, uygulamada basit bir “alacak devri” işleminden çok daha fazla hukuki sonuç doğurabilen bir işlemdir.
Özellikle 2026 yılında verilen Yargıtay kararları, temlik alan kişinin icra takibindeki konumu ile temlikin kapsamına giren hakların açıkça belirlenmesinin önemini göstermektedir.
Bu nedenle temlik sözleşmesi hazırlanırken yalnızca alacağın miktarının belirtilmesi yeterli olmayabilir. Faiz, fer’î haklar, tazminat talepleri, munzam zarar, dava ve icra hakları gibi unsurların ayrı ayrı değerlendirilmesi ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemlidir.
HS Hukuk Ofisi | Avukat Hatice Sarıtaş
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Temlik işlemlerinin hukuki sonuçları somut olayın özelliklerine ve temlik sözleşmesinin içeriğine göre değişebileceğinden, işlem öncesinde hukuki inceleme yapılması önerilir.
