Polisin avukat gelmeden kişiden şifahen beyan alması ve bu beyanı tutanağa geçirmesi, ceza soruşturması bakımından önemli hukuki sorunlara yol açabilmektedir. Özellikle kolluk tarafından alınan beyanın “bilgi alma”, “şifahen beyan” veya “bilgi sahibi beyanı” olarak adlandırılması, işlemin hukuki niteliğini tek başına belirlemez.
Asıl önemli olan; kişinin hangi sıfatla dinlendiği, kolluğun hangi amaçla soru sorduğu ve alınan beyanın içerik itibarıyla ifade alma niteliğinde olup olmadığıdır.
Bu nedenle polis tarafından avukat gelmeden alınan her beyanın hukuka aykırı olduğu söylenemeyeceği gibi, “şifahen beyan” adı altında alınan her açıklamanın da geçerli olduğu kabul edilemez.
İfade Alma ile Bilgi Alma Arasındaki Fark
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde ifade alma; şüphelinin soruşturma konusu suçla ilgili olarak kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmesi olarak tanımlanmıştır.
Bilgi alma ise suçun tespiti veya aydınlatılması amacıyla müşteki, suçtan zarar gören veya suç işleme şüphesi altında bulunmayan diğer kişilerin dinlenmesini ifade eder.
Dolayısıyla temel ayrım, kişinin şüpheli sıfatında olup olmamasıdır.
Bir kişi hakkında suç işlediğine yönelik şüphe bulunmuyor ve kişi olay hakkında bilgi sahibi olarak dinleniyorsa, yapılan işlem bilgi alma niteliğinde olabilir.
Ancak kişi hakkında suç işlediğine ilişkin şüphe oluşmuşsa, kolluğun bu kişiyi “bilgi sahibi” sıfatıyla dinleyerek şüpheliye tanınan hakları devre dışı bırakması mümkün değildir.
“Şifahen Beyan” Denilmesi İşlemin Niteliğini Değiştirir mi?
Uygulamada kolluk tarafından “şifahen beyan”, “bilgi alma tutanağı” veya “olay hakkında bilgi alma” gibi başlıklarla tutanak düzenlenebilmektedir.
Ancak bir işlemin hukuki niteliği yalnızca tutanağın başlığına göre belirlenmez.
Örneğin kolluk görevlileri bir kişiye olayın nasıl gerçekleştiğini, olay sırasında nerede bulunduğunu, kimlerle görüştüğünü veya suçun nasıl işlendiğini soruyor ve kişinin verdiği cevapları tutanağa geçiriyorsa, kişinin o sırada suç şüphesi altında bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
Kişi fiilen şüpheli konumundaysa, işlemin “şifahen beyan” veya “bilgi alma” olarak adlandırılması, CMK kapsamında şüpheliye tanınan müdafi yardımından yararlanma ve susma hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle hukuki değerlendirmede tutanağın başlığından ziyade işlemin gerçek niteliğine bakılmalıdır.
Şüphelinin Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı
CMK’nın 147. maddesi uyarınca şüpheliye; kendisine yüklenen suçun anlatılması, müdafi seçme ve müdafiin hukuki yardımından yararlanma hakkının bildirilmesi, müdafiin ifade alma sırasında hazır bulunabileceğinin bildirilmesi ve susma hakkının hatırlatılması gibi temel hakların tanınması gerekir.
CMK’nın 149. maddesi ise şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında müdafi yardımından yararlanabileceğini düzenlemektedir.
Avukatın, şüpheliyle görüşme, ifade alma veya sorgu sırasında yanında bulunma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez ve kısıtlanamaz.
Bu nedenle kişi şüpheli sıfatıyla dinleniyorsa, kolluğun avukatın gelmesini beklemeden esaslı bir ifade alma işlemi gerçekleştirmesi, somut olayın özelliklerine göre hukuka uygunluk sorunu oluşturabilir.
Müdafi Olmadan Kollukta Alınan İfadenin Delil Değeri
Bu konuda en önemli düzenlemelerden biri CMK’nın 148/4. maddesidir.
Kanuna göre, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
Dolayısıyla kollukta avukat bulunmaksızın alınan bir ifade bakımından, söz konusu beyanın hükme esas alınabilmesi için CMK 148/4 hükmünün dikkate alınması gerekir.
Bununla birlikte “ifade” ile kişinin kolluk önünde kendiliğinden yaptığı açıklama arasında da ayrım bulunmaktadır.
Kişinin Kendiliğinden Yaptığı Açıklamalar
Her kolluk görüşmesinde kişinin yaptığı her açıklama otomatik olarak ifade alma kapsamında değerlendirilmez.
Örneğin kolluk görevlilerinin henüz kişiyi şüpheli olarak dinlemediği bir sırada kişinin herhangi bir yönlendirme olmaksızın olay hakkında kendiliğinden açıklama yapması, somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirilebilir.
Ancak kolluğun kişiye suçla bağlantılı sistematik sorular yöneltmesi, cevaplarını alması ve bunları tutanak haline getirmesi durumunda işlemin gerçek niteliğinin “ifade alma” olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Bilgi Sahibi Olarak Dinlenen Kişinin Sonradan Şüpheli Olması
Uygulamada önemli sorunlardan biri, kişinin başlangıçta bilgi sahibi olarak dinlenmesi ancak verdiği bilgiler sonucunda kendisinin suçla bağlantısının ortaya çıkmasıdır.
Örneğin bir olay hakkında bilgi sahibi sıfatıyla dinlenen kişinin verdiği cevaplar sonucunda olayın faili olduğuna ilişkin şüphe ortaya çıkarsa, bu noktadan sonra kişinin şüpheli sıfatıyla sahip olduğu hakların korunması gerekir.
Kişinin şüpheli konumuna geldiği halde “bilgi sahibi” sıfatıyla dinlenmeye devam edilmesi hukuki açıdan tartışmalı hale gelir.
Özellikle kişinin kendi aleyhine sonuç doğurabilecek açıklamalar yapmaya yönlendirilmesi durumunda susma hakkı ve kendisini suçlamama ilkesi önem kazanmaktadır.
Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay kararlarında, kişiye verilen sıfatın tek başına belirleyici olmadığı ve somut olayda kişinin gerçekten şüpheli konumunda bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir.
Kişinin “bilgi sahibi” sıfatıyla dinlenmesinin hukuki niteliği değerlendirilirken; hakkında suç şüphesinin bulunup bulunmadığı, kolluk tarafından ne şekilde soru yöneltildiği ve alınan beyanın içeriği önem taşımaktadır.
Bu nedenle yalnızca tutanakta “bilgi alma tutanağı” veya “şifahi beyan tutanağı” yazması, işlemin hukuken bilgi alma olduğu sonucunu doğurmaz.
Tutanak İncelenirken Nelere Dikkat Edilmeli?
Kolluk tarafından avukat gelmeden alınan bir beyanın hukuki durumunun değerlendirilmesinde özellikle şu hususlar incelenmelidir:
1. Kişinin işlem sırasındaki sıfatı nedir?
Müşteki, mağdur, tanık, bilgi sahibi veya şüpheli sıfatlarından hangisiyle dinlendiği belirlenmelidir.
2. Kolluk tarafından hangi sorular yöneltilmiştir?
Soruların genel bilgi toplamaya mı, yoksa kişinin kendi eylemlerini açıklamaya mı yönelik olduğu değerlendirilmelidir.
3. Kişiye suç isnadı yapılmış mıdır?
Kişinin suçla ilişkilendirildiği bir aşamada işlem devam ettirilmişse, şüpheli haklarının ne zaman devreye girdiği önemlidir.
4. Müdafi hakkı hatırlatılmış mıdır?
Kişinin şüpheli sıfatıyla dinlendiği durumda CMK 147 kapsamında müdafi hakkının bildirilip bildirilmediği incelenmelidir.
5. Tutanak nasıl düzenlenmiştir?
Tutanağın başlığı kadar içeriği, düzenlenme şekli, hazır bulunan kişiler ve imza durumu da önemlidir.
6. Beyan daha sonra doğrulanmış mıdır?
Müdafi olmaksızın kollukta alınan ifade bakımından CMK 148/4 kapsamında hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulama bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Hukuka Aykırı Bir Beyan Tespit Edilirse Ne Yapılabilir?
Müdafi bulunmaksızın gerçekleştirilen işlemin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, öncelikle tutanağın tamamı incelenmeli ve işlemin gerçekten ifade alma niteliğinde olup olmadığı belirlenmelidir.
Somut olayın özelliklerine göre;
- Beyanın hukuki niteliğine itiraz edilebilir,
- Beyanın hukuka aykırı şekilde elde edildiği ileri sürülebilir,
- CMK 148/4 kapsamında değerlendirme yapılması talep edilebilir,
- Hukuka aykırı delillerin değerlendirme dışı bırakılması istenebilir,
- Tutanığın hükme esas alınmasına itiraz edilebilir.
Burada önemli olan, “avukat yoktu, bu nedenle tutanak kesinlikle geçersizdir” şeklinde genel bir kabulden ziyade, somut işlemin hukuki niteliğinin ve kişinin işlem sırasındaki sıfatının ortaya konulmasıdır.
Sonuç
Polisin avukat gelmeden kişiden şifahen beyan alması konusunda öncelikle şu soru sorulmalıdır:
Kolluk gerçekten bilgi mi almıştır, yoksa şüphelinin ifadesini mi almıştır?
Kişi suç işleme şüphesi altında bulunmuyorsa ve kolluk yalnızca olayın aydınlatılması amacıyla bilgi topluyorsa, bunun bilgi alma kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
Ancak kişi fiilen şüpheli konumundaysa ve kolluk tarafından suçla bağlantılı açıklamaları alınarak tutanağa geçiriliyorsa, işlemin “şifahen beyan” veya “bilgi alma” olarak adlandırılması, şüphelinin CMK kapsamında sahip olduğu savunma haklarını ortadan kaldırmaz.
Özellikle müdafi hazır olmaksızın kolluk tarafından alınan ifadeler bakımından CMK m. 148/4 hükmü önem taşımaktadır. Somut olayda tutanağın içeriği, kişinin sıfatı, kendisine yöneltilen sorular, haklarının bildirilip bildirilmediği ve beyanın daha sonra doğrulanıp doğrulanmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, bir beyanın hukuki değerini belirleyen yalnızca tutanağın adı değil, beyanın hangi koşullarda, hangi sıfatla ve hangi usulle alındığıdır.
Sık Sorulan Sorular
Polis avukat gelmeden ifade alabilir mi?
Şüphelinin müdafi yardımından yararlanma hakkı CMK kapsamında güvence altındadır. Müdafi bulunmaksızın kolluk tarafından alınan ifadenin hukuki sonuçları özellikle CMK 148/4 kapsamında değerlendirilmelidir.
Şifahen beyan ile ifade alma aynı şey midir?
Hayır. “Şifahen beyan” şeklindeki adlandırma işlemin hukuki niteliğini tek başına belirlemez. Kişinin şüpheli olup olmadığı ve kolluğun gerçekleştirdiği işlemin içeriği dikkate alınır.
Bilgi alma tutanağı delil olarak kullanılabilir mi?
Tutanağın hukuki değeri, kişinin hangi sıfatla dinlendiğine ve tutanağın hangi koşullarda düzenlendiğine göre belirlenir. Şüpheli olan kişinin “bilgi sahibi” adı altında dinlenip dinlenmediği ayrıca incelenmelidir.
Avukat yokken alınan beyan kesinlikle geçersiz midir?
Her durumda otomatik olarak geçersiz olduğu söylenemez. Öncelikle işlemin ifade alma mı, bilgi alma mı, yoksa kendiliğinden yapılan bir açıklama mı olduğu belirlenmelidir. Şüpheli tarafından müdafi olmaksızın kollukta alınan ifade bakımından ise CMK 148/4 özel bir düzenleme getirmektedir.
